MAKALE ÇAĞRISI: Nostalji ve Melankoli

Nostalji ve melankoli birbirlerine hayli yakın iki kavram olarak düşünülür. Oysa bu iki kavram, birbirinden hayli farklı tarihsel uğraklarda tartışılmış ve kısmen farklı alanlarda kendi kıvamını bulmuştur.

İlk olarak, 17. yüzyılda Jonannes Hofer’in savaşa giden İsviçreli askerlerin memleket özlemini ve bu özlemin yol açtığı ölümcül hastalığı anlatmak için tıbbi bir tanı olarak ele aldığı nostaljinin, Raymond Williams’ın bahsettiği anlamıyla, bir duygu yapısı olarak düşünülmesi için bir sonraki yüzyılı beklemek gerekmiştir. Fransız Devrimi’ni takiben yaşanan devasa yer değiştirmeler, toplumsal formasyonun radikal biçimde dönüşümü ve ayrıcalıklarını kaybeden sınıfların elinden çıkma nostaljik hatırat, ilk kez nostaljinin bir kolektif duygulanım olarak düşünülmesini olanaklı hale getirmiştir.

Kökenleri Aristoteles’e ve yüzyıllar sonrasında İbn Sina’ya kadar takip edilebilecek melankoli ise 20. yüzyılda, büyük ölçüde Freud’un 1917 tarihli “Yas ve Melankoli” metnindeki kurucu tartışma sonrasında kendi yolunu belirlemiştir.

Nostaljik düşünüm ve duygulanım, modernlik deneyiminin bir izdüşümü gibi tasavvur edilir. Buna göre, nostalji varlığını modern olana borçludur. Nitekim Svetlena Boym, nostalji ve modernliği bir madalyonun iki ayrı yüzü gibi kavramayı önerir. Bu kurucu önerme, nostaljiye “kötücül namı”nı veren şeydir de aynı zamanda. Modern olana duyulan tepki ya da modern olan karşısında üretilen bir refleks olarak nostalji, beklendik biçimde onu kolaylıkla muhafazakârlıkla hizalanır hale getirmiştir. Boym’un “yeniden kurucu” ve “düşünümsel nostalji” arasında yaptığı ayrım ve yeniden kurucu nostaljinin farklı muhafazakârlıkları yorumlama çabasında son derece elverişli olması da, bu düşünsel hizalamanın etki alanını genişletmiştir. Nostaljinin kötücül namının bir başka kaynağı da, ticarileşmiş nostalji ya da nostalji endüstrisi tartışmalarıdır. Fredric Jameson’ın modern nostaljiyi, post-modernite karşısında üretilen bir tür refleks olarak ele almasının ve geçmişe düşkünlüğün ekonomisine dönük tespitlerinin bu tür bir nostalji kavrayışını hayli kuvvetlendirdiği söylenebilir. Oysa Andreas Huyssen’e ve Bryan S. Turner’a bakılırsa, nostalji pekâlâ devrimci ve ütopyan bir karakter de taşıyabilir. Böylesi tartışmalarda nostaljinin ütopyan potansiyeli, genellikle şimdiki zamanın olumsuzlanması ve buradan temellenen irili ufaklı toplumsal dönüşümler üzerinden okunur.

Williams’un duygu yapıları tartışması olmasaydı, ihtimal ki nostalji ve melankoli, sosyal/kolektif çözümlemelerde birer metafor olmanın ötesine gidemeyecekti. Nostalji ve melankoliyi birer duygu yapısı olarak düşünmek, aynı zamanda bu iki kavramı sosyal bilimlerin farklı disiplinleri içinde işler hale getirmeyi de olanaklı kılmıştır. Yine de, melankolinin psikanalizdeki sağlam ve kalıcı kökleri, kavramı, nostaljiye kıyasla, metaforik olana daha da yakınlaştırır. Bu metaforik salınım bir yana, bir duygu yapısı olarak melankoli tartışmasının belki de en canlı kanadı, “sol melankoli” tartışmalarıdır. Walter Benjamin’in, Wendy Brown’ın ve Enzo Traverso’nun metinleri, sol melankoli tartışmalarının köşe taşları olarak işaretlenebilir. Buradan hareketle, bir kolektif duygulanım olarak melankoliyi, farklı toplumsal hareketlere özgü duygu yapıları olarak düşünenler de vardır.

Nostalji ve melankoli kavramlarının teorik düzeyde tartışılması bir yana, bu kavramlar bağlamından Türkiye modernleşmesinin beraberinde getirdiği birtakım “duygulanım” biçimlerinden söz edilebilir. 1860’dan başlayarak özellikle edebiyatta izdüşümünü görebileceğimiz geleneksel olandan duyulan rahatsızlığın  uzunca bir süre nostalji duygusunun serpilmesine imkân vermeyen bir düşünsel iklim yarattığı iddia edilebilir. Erken Cumhuriyet’in tevarüs ettiği bu düşünsel iklim “inkılapçı kadro”lar tarafından da belli noktalarda sahiplenilir. Dolayısıyla nostaljinin Türkiye’de hangi koşullarda, nasıl hayat bulduğunu Türkiye modernleşmesinin eğilimleri açısından ele almak mümkündür. Nostalji kavramının Türkiye modernleşmesinin radikal eğilimleri nedeniyle yaşam alanı bulmasının gecikmesinin aksine, şaşırtıcı biçimde, melankoli kavramı erken dönemlerden itibaren kesif bir duygu olarak kendini belli eder. Orhan Koçak’ın “kaptırılmış ideal” kavramıyla karşıladığı halin melankolik duygulanıma varması kaçınılmazdır. Dolayısıyla Türkiye modernleşmesi ve bunun estetik alandaki temsillerinin hem nostalji hem de melankoli kavramı açısından ele alınması pek çok yeni analize zemin sağlayabilir.

Tüm bu tartışmalardan hareketle, Moment Kültürel Çalışmalar Dergisi Haziran 2020 sayısını nostalji ve melankoli tartışmalarına ayıracaktır. Aşağıdaki başlıklara temas eden, ancak bu başlıklarla da sınırlı olmayan yazılarınızı 1 Mart 2020 tarihine kadar gönderebilirsiniz.

  • Modernlik, ilerleme ve nostalji
  • Nostalji ve muhafazakârlık
  • Bir duygu yapısı olarak nostalji
  • Nostalji ve melankoli etnografisi
  • Ütopya ve nostalji
  • Toplumsal hareketler ve nostalji/melankoli
  • Toplumsal değişim ve nostalji
  • Mekan, mekânsal dönüşüm ve nostalji
  • Kent, nostalji, melankoli
  • Solun melankolisi
  • Kriz ve nostalji
  • Sinema, psikanaliz ve melankoli
  • “Melal”den “Melankoli”ye Türkçe edebiyat
  • Edebiyat ve nostalji

YAZI SUNUMU | YAZI SUNUMU REHBERİ

Tema Editörleri: Göze Orhon & Yalçın Armağan